2 Mart 2021 Salı

Diderot Etkisi ve Tüketim Çılgınlığı

 


Diderot Etkisi Nedir?

Adını Fransız filozof, devrimci ve mütefekkir Denis Diderot’tan (1713-1784) alan bu kavram günümüzün tüketim kültürü içerisinde son derece önemli bir psikolojik gerçeği ifade etmektedir.

Diderot etkisi, temelde satın aldığımız her şeyin, bizi yeni aldığımız nesnenin yarattığı tamamlayıcı duygunun etkisiyle yeni bir şey almaya sevk etmesi anlamına gelmektedir. Bireyin alışveriş çılgınlığı, satın aldığı eşyaların aidiyet, kimlik ve sosyal sınıf algısı gibi birtakım kavramlarla da yakından ilişkilidir. Bu kavram ilk olarak Diderot kendisinde gözlemleyerek sonrasında buna dair düşüncelerini "Eski Giyinme Elbisesi İçin Pişmanlıklar" adlı makalesinde açıklamaya çalışmıştır.

Aydınlanma çağının tanınmış isimlerinden biri olan Diderot, “Ansiklopedistler” 18. Yüzyıl aydınları içerisinde önemli bir yere sahiptir. Aydınlanma, demokrasi ve bilimin günümüzdeki haline gelmesinde önemli ölçüde rol oynayan Diderot, orijinal adı "Ecyclopedie oule Dictionnaire raisonne des sciences, des arts et des meties" (Akla Göre Düzenlenmiş Bilimler, Sanatlar ve Zanaatlar Ansiklopedisi ya da Sözlüğü) olan ansiklopedinin birçok maddesini kendisi yazarak insanlık tarihi için büyük bir işe imza atmıştır.


Diderot’un arkadaşı bir gün ona şık ve zarif bir kaftan hediye etmiştir. Başka bir söylentiye göre de kendisinin satın aldığı kaftandır. Diderot bu kaftanı giydikten sonra çalışma odasına geçmiştir. Kaftanın zarafeti karşısında masasında yer alan aksesuarların sönük kaldığını ve bu aksesuarların uyumsuzluk yarattığını fark etmiştir. Bu uyumsuzluğu; her yeni nesnenin kendiyle birlikte gerçek etkisini ve değerini gösterdiğini bir bütün içerisinde anlam ve işlev taşıdığını ifade etmek için "Diderot bütünlüğü" olarak ifade etmiştir. Masasının üzerinde yer alan aksesuarları değiştirdikten sonra, bir gün kitaplığından bir kitap seçmek isteyen Diderot, seçtiği kitabın üzerindeki tozu daha önce kaftanıyla temizlerken şimdi ise bu yeni ve şık tasarımlı kaftanına kıyamayacağını fark eder ve bir toz bezi almak zorunda olduğunu görür. Çalışmak için masasına oturduğu zaman şık kaftanı karşısında masasının eskimiş ve eğri durduğunu fark eder. Bu duruma canı sıkılır ve kendi bütçesini zorlayarak masasını değiştirmeye karar verir. Bir zaman sonra da bütün çalışma odasını değiştirmek zorunda kaldığını fark eder. Bir kaftanın giderek büyüyen domino etkisiyle kendisini tüketim çılgınlığına yönelttiğini bu şekilde kaleme alan Diderot, yeni kaftanı almakla yaşadığı pişmanlığı da "Diderot pişmanlığı" olarak ifade etmiştir. Diderot yaşadığı bu olay üzerine; "eski sabahlığımın efendisiydim, yeni sabahlığımın kölesi oldum." Demiştir.

Diderot’un bu gözlemi, günümüzde tüketim bağımlılığı ve insanların tüketim çılgınlığıyla alışveriş yapmasına, aynı zamanda tüketici psikolojisine çok çarpıcı bir ışık tutmakta ve son derece önemli bir gerçekliği açıklamaktadır. Günümüzde tüketiciler, aldıkları herhangi bir eşyayı belli bir tarz ve konsepti parçası olmadığı sürece kullanmamakta ve satın almamaktadır. Bu duruma Diderot bütünlüğü denir. Bu bütünlük tüketicinin yaptığı her alışveriş diğerini tetiklediğini ifade eden mekanizmayı anlatır. Yani tüketicinin yaptığı her alışveriş birbirine tetiklemektedir. Diderot etkisi, yapılan yeni bir alışverişin beraberinde bozulan bütünsellik algısı sebebiyle gereksiz harcamalar doğurduğu gerçeğini de ifade etmektedir. Diderot, bu etkiyle insanların nasıl bir tüketim uçurumuna sürüklendiğini ifade ederek bireyin kendini kontrol ederek yeni bir şeye sahip olmanın anlık ve geçici mutluluğundansa sahip olduklarımızın değerlerini bilerek daha kalıcı mutluluklara yönelmemize de haber verir. Bu etkiye dair değerlendirmelerini "Örneğimin size bir ders vermesine izin verin. Yoksulluğun özgürlükleri vardır; zenginliğin engelleri var." Diye ifade etmiştir.

Bu duruma bir başka örnek vermek gerekirse; genelde hepimizin sıklıkla yaşadığı bir olaydır. Herhangi bir giyim mağazasına kıyafet almak için gideriz. Aradığımız kıyafeti bulduğumuzda diğer rafta yer alan kıyafetle çok uyumlu olacağını düşündüğümüz başka bir kıyafet gözümüze çarpar. Bir diğer rafta da bu kıyafeti tamamlamak için şık bir ayakkabı bize göz kırpar. Kasaya doğru geldiğimizde son olarak bir güneş gözlüğü ile kombinimizi tamamlarız. Sadece tek bir kıyafet almak için girdiğimiz mağazadan elimize aldığımız kıyafetlerinde yer aldığı poşetlerle çıkarız. Bu durum Diderot etkisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü; bir bütünü korumak istediğimiz de bu durum bizi daha fazla satın almaya yönlendirir. Birey, bütünlüğe erişemediği için eksiklik ve yoksunluk hisseder. Bu bütünlüğü elde etmek için de çaba göstermeye çalışır.


Yapılan bazı araştırmalarda Diderot etkisinin tüketiciler üzerinde farklı şekillerde karşımıza çıktığı görülmektedir. Sosyal ve kültürel boyutu dikkate alınarak yapılan araştırmalarda Diderot etkisinin tüketici üzerinde iki farklı boyutta etki gösterdiğini ortaya çıkarmaktadır. İlk boyutta tüketiciler bir ürün satın aldıklarında, sonrasında bu ürünün karşıladığı bütünü tamamlamak maksatlı denge sağlanıncaya kadar yeni satın almalar yapmaktadır. Örneğin yeni bir iş yeri satın aldığımızda, iş yeri ile birlikte iş yerinin dekorasyonu, masa ve koltuk takımına kadar bunlar üzerinde bir dizi satın alma ve değişiklikler yapmamız kaçınılmazdır.

İkinci boyut ise tüketicinin yeni satın almalardan olduğunca kaçındığı boyuttur. Bu boyutta tüketici, Diderot bütünlüğünü bozacağı endişesiyle yapacağı yeni satın almalardan olabildiğince uzak durmaya çalışır. Birey bu uzak durma durumunu, "bu bana gitmez, bende iyi durmaz, eğreti olur" gibi gerekçelendirmelerle dile getirir.

Bireylerin sosyoekonomik durumu ve demografik özellikleri dikkate alındığı zaman bu etki geçerlilik taşımayacağını ifade eden araştırmacılar da vardır. Ancak insanların sosyoekonomik seviyeleri arttığı ve refah seviyeleri yükseldiği takdirde bu etki tüketim davranışları üzerinde daha fazla kendini gösterebilir.

 Son olarak Diderot şunları söylemektedir: "Dostlarım, eski dostlarınızı muhafaza ediniz. Dostlarım, varsıllığın size dokunmasından sakınınız. Benim durumum size ibret olsun. Yoksulluğun kendine has özgürlükleri vardır, zenginliğin de mahzurları… Hepsi bu değil dostlarım. Lüksün tahribatına, sürekli artan lüksün neticelerine bakın. Eski ropdöşambrım, etrafımdaki diğer döküntülerle uyum içindeydi. Hasır bir sandalye; tahta bir masa; birkaç kitabı taşıyan bir eski kitaplık; çerçevesiz, isli birkaç gravür; bu gravürlerin arasında havaya kalkmış birkaç sıva parçası, bütün bunlar eski ropdöşambrımla ahenkliydi. Şimdi her şey bozuldu, uyum, birlik ve güzellik yok oldu!"

KAYNAKÇA

Brandage. thebrandage.com/diderot-etkisi-ve-tuketici-2/. Erişim Tarihi: 1 Mart 2021.

Bilgiustam. https://www.bilgiustam.com/diderot-etkisi-nedir/. Erişim Tarihi: 2 Mart 2021.

Sade Hayatım (2016). sadehayatim.com/2016/10/diderot-etkisi-diderot-effect.html. Erişim Tarihi: 2 Mart 2021.


26 Şubat 2021 Cuma

Özgürlükten Kaçış - Sadist ve Mazoşist Eğilimler


 

Psikanalist, sosyolog ve filozof olan Erich Fromm’un 1941 tarihinde yayınladığı “Özgürlükten Kaçış” adlı kitabın da sadist ve mazoşist eğilimlerin ne anlama geldiğini ve arasındaki farkların ne olduğunu açıklamaya çalışmıştır. Bu yazıda da sadist ve mazoşist eğilimler örnekler üzerinde tartışılarak, açıklanmaya çalışılacaktır.

Mazoşist eğilimlerin ortaya çıktığı en yaygın biçimler, aşağılık duygusu, güçsüzlük ve bireysel önemsizlik duygularıdır. Bu kişiler kendilerini küçültme, zayıflatma ve olaylara egemen olmama eğilimindedirler.

Bu insanlar oldukça düzenli olarak, kendi dışındaki güçlere diğer kişi ya da kuramlara veya doğaya büyük ölçüde bağımlı olduklarını belli ederler. “Ben varım”, “ben isterim” duygusunu yaşama yetisinden yoksundurlar.

Mazoşist eğilimler, çoğu kez düpedüz hastalıklı ya da us dışı duygular olarak hissedilir.  Mazoşist bağımlılık, sevgi ya da bağlılık şeklinde, aşağılık duygusu olgusal eksiklik ya da yetersizliklerin uygun anlatımı olarak algılanır.  Mazoşist eğilimlere örnek olarak; sağlıklı bir kişiyi düşünelim. Bu kişi içgüdüsel olarak fiziksel şiddeti kendine uygulamak istememektedir. Kendisine acı verilmesinden, eziyet edilmesinden hoşlanır. Dolayısıyla bu eğilim tamamen psikolojik bir rahatsızlık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu türden olan kişiliklerde mazoşist eğilimden başka onun tersi olan sadist eğilimler de görülebilir. Bunların ağırlığı değişir, az ya da çok bilinçlidirler ama mutlaka varlık gösterirler.  

Birbirine az çok gömülmüş üç çeşit sadist eğilim vardır: İlki, onları yalnız ve yalnız birer araç “yoğrulacak hamur” durumuna getirmek üzere, diğerlerini kendine bağımlı kılmak ve onlar üzerinde kesin sınırsız bir yetke uygulamaktır. Diğer sadist eğilim de, başkalarını yalnızca katı bir yetke ile yönetme güdüsü değil, onları sömürme, kullanma, onlardan çalışma, derilerini yüzme, kısacası, yenilecek yutulacak neleri varsa alma itkisi (itici neden) vardır. Üçüncü sadist eğilim de, başkalarına acı çektirme ya da başkalarının acı çektiklerini görme istediğidir. Bu acı bedensel de olabilir ama daha çok zihinsel acı çektirmekten hoşlanılır. Burada amaç, başkalarına etkin bir şekilde acı vermek, onları aşağılamak, utandırmak ya da utanç verici ve aşağılayıcı durumlarda görmektir.

Sadist eğilimler, genelde daha az bilinçli ve toplumsal olarak daha az zararlıdır. Mazoşist eğilimlere göre daha fazla ussallaştırılırlar. Birçok kez aşırı iyilik ya da başkalarıyla aşırı ilgilenme şeklindeki tepki oluşumlarıyla örtülürler.   

Mazoşist kişinin bağımlılığı açıktır, sadist kişiden beklediklerimizse, bunun tam tersidir. Sadistler zayıf bir şekilde bağlılık gösterirken yönettiği kişiye karşı bağımlı olduğunu falan anlamak çok güçtür. Sadist tamamen yönettiği kişiye gereksinim duyar. Çünkü kendi güçlülük duygusu bir başka kişinin efendisi olduğu olgusundan kaynaklanmaktadır. Bu bağımlılık tümüyle bilinçsiz olabilir. Buna bir örnek vermek gerekirse; bir erkek, karısına çok sadistçe davranır ve ona tekrar tekrar dilediği zaman çekip gidebileceğini, gitmesinin onu sevindireceğini söyler. Kadın gidemeyecek cesareti bulamadığı için bu durumdan hoşnut kalmaz çünkü bu zamana kadar erkek tarafından ezilmiştir. Erkeğe olan bağlılığı ve sevgisinden dolayı gidemeyeceğini bilir eğer ayrılırlarsa yeniden barışacaklarını düşünür. Bu durum kadını zor duruma düşürür ve kadın gidemeyeceğini bildiği için erkek tarafından yönlendirileceğini anlar. Dolayısıyla kadın, ilişkisinin sonunu düşünerek hareket eder ve kocasına karşı davranamayacağını bilir.

Freud, yetişkinlerdeki sado-mazoşist eğilimlerin, kişinin ruhsal-cinsel gelişiminin erken bir düzeyde çakılıp kalmasından ya da daha sonra o düzeye gerilemesinden kaynaklandığını sanmıştır.  

Mazoşist istekler de sadist istekler de, bireyin o dayanılmaz yalnızlık ve güçsüzlük duygularından kaçmalarına yardım etme eğilimindedirler. Çeşitli şekillerde görülen mazoşist isteklerin tek bir amacı vardır: bireysel benden kurtulmak, kendini kaybetmek; özgürlük yükünden kurtulmaktır. Bu amaç, bireyin ezici ölçüde güçlü olduğunu sandığı bir kişi ya da güce boyun eğme arayışı içinde bulunduğu mazoşist isteklerde çok açık görülür.

Mazoşist istekler uygun kültürel ortamı bulamadığında ya da niceliksel olarak bireyin toplumsal grubundaki mazoşizmin ortalama miktarından fazla olduğu zaman, mazoşist çözüm hiçbir sorunu ortadan kaldırmaz. Mazoşist istek, dayanılmaz bir durumdan kaynaklanır, o durumun aşılmasına yarıyor gibi görünür ve bireyi yeni bir acıya kıskıvrak yakalanmış duruma getirir.


Erich, Fromm (2019). Özgürlükten Kaçış. 4. Baskı. İstanbul: Say Yayınları.